Klipler, koiller….
Posted on | January 31, 2009 |
Öğrenci arkadaşlar uzun zamandır yazmadığım için sitem edince bilgisayarın başına oturdum ve aslında yazacak çok şeyim olduğunun farkına vardım.
Geçen haftalarda yaptığım bir sunumdan bahsetmek istiyorum, sunuma hazırlanırken oldukça güzel şeyler öğrendim.
Subaraknoid anevrizmalar ve tedavi yöntemleri: Genel olarak anevrizmadan kaynaklandığı düşünülen subaraknoid kanama sonrasında ne yapılacağı konusunda bir konsensus ne ülkemizde ne dünyada oluşmuş değil. Cerrahlar müdahaleyi riskli buldukları durumlarda endovasküler yolu bir deneyelim derken, endovaskülerciler ise yeni gelişen bu tekniği ilerletmek için hemen her anevrizmaya koilizasyon yapıyorlar.
Benim çalışmam klipleme ve koilizasyon işlemlerini bilimsel olarak kıyaslayan yazıları pubmed ve cochrane aracılığıyla bulmak ve bir sonuç ortaya koymaktı.
Peki neler çıktı ortaya; Öncelikle ne koilizasyon bir mucize ve cerrahiyi dışlayacak bir teknik ve de cerrahi müdahale her anevrizmaya uygun. Bugüne kadar yapılan ilk prospektif randomize klinik çalışma Vanninen ve arkadaşlarının 1999 da yaptığı tek merkez çalışma , ardından ise İngiltere kaynaklı çokmerkezli bir çalışma geliyor ISAT (International Subarachnoid Aneurysm Trial) 10000′e yakın hasta çalışma için değerlendirilmeye alınmıs ancak bunların sadece 2143 tanesi kabul edilmiş, çıkan sonuçlar erken dönemde endovasküler camiayı heyecanlandırmış ve “Is aneursym surgery dead?” gibi başlıklarla yayınlanan yazıların çıkmasına sebep olmuş, çünkü koilizasyon kısa hastanede kalım süresi ve operasyon sonrası yaşam kalitesi açısından cerrahiye göre anlamlı fark göstermişti.
Peki herşey göründüğü gibimiydi, tabiki hayır..2002 de yayınlanan ISAT I paperından sonra sıra ikinci yazıya geldi, ISAT çalışmasının uzun dönem sonuçları ki bunlar ilk yazıda doğası gereği bulunmayan yeniden kanama, remnant tespiti, uzun dönem morbiditeler ve uzun dönemde ölüm gibi faktörleri ortaya çıkardı.
Sonuç cerrahinin yeniden dolum, yeniden kanama ve ölüm açısından endovaskulere gore daha iy isonuçlar ortaya koydugunu gösterdi, endovaskülercilerin heyecanlı gunleri sona ermese de yavaşlama ve kontrol altına girme eğiliminde oldu ki mantıklı olan da buydu. Hiçbir tedavi modalitesi artıları ve eksileri iyice değerlendirilmeden yaygın kullanıma girmemelidir.
Bir not daha bu çalışmanın belirlediği en güzel noktalardan biri endovasküler tedavinin posterior sirkulasyon anevrizmalarında , cerrahinin ise anterior sirkulasyon anevrizmalarında daha etkin oldugu.
Öğrendiğim ilginc bir nokta ise bizim anevrizma cerrahisi sonrası rutin uyguladığımız serebral DSA’nın aslında dunyada bir rutin olmadıgı, insanların yurtdısında bir cok merkezde neredeyse kontrol tomografi bile olmadan hastalarını taburcu ettiği oldu, bu çalışmaların en önemli getirilerinden biri dunyada kontrol DSA’nın rutin haline gelmesi için yeterli sebepler sunması oldu. Bizim klinigimizin uyguladıgı rutinlere amerikada bile bircok klinik yeni gecis yapıyor.
Cerrahların endovaskuler tedavi modalitesi çıkmadan önce hastalarını izlemediği ve uzun dönem sonuclarının olmadıgı da yine bu calısmalar sonrasında ortaya cıktı, denetlenmeyen hicbir mekanizma iyi işlemez, sonucta endovasküler tedavinin icadı cerrahinin de işine yaradı, gelişti ve iyileşti…
Sonuçta herşey hastalara yaradı:)
Uzun dönem takip denilince ne nörotravmada ne de cerrahide ciddi bir sistem yok ülkemizde, nörotravma rehabilitasyon merkezleri konusuna sonra deginecegim bu konu cok su götürür..Ancak Necmettin Pamir hocamın belirttigi bir nokta çok önemliydi, biz cerrahi sonrası takipte en iyi durumda oldugunu düşündüğümüz hastaların (mesela modifiye rankin sınıflamasına göre 6 kabul edilen) bile aslında nöropsikiyatrik açıdan hangi seviyede olduğunu bilemiyoruz, mesela hasta sekreter ve operasyon sonrası konsantrasyon sorunu yaşıyor ve bu yuzden işini yapamıyor, bırakıyor…bu sekelsiz iyileşme midir???
Vertosick’in dediği gibi, Beynine bir kez hava değmeye görsün…
Comments
Leave a Reply